.

30 Mayıs 2010 Pazar

EVRİM BİR TEORİ DEĞİL, YÜZYILIN EN BÜYÜK KİTLE ALDATMACASIDIR



14 Ağustos 2009 tarihinde Habertürk kanalında yayınlanan Sansürsüz programında katılımcı Darwinistler, evrimin bir teori olduğunu ve şu an kabul edilmiş diğer teoriler gibi kabul edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Teori kavramını açıklarken, bilimin “dilinden hipotezler kullanarak ve çeşitli yasalarla ispatlanan şey” olduğunu belirtmişler ve bu açıklamayı esas alarak, evrimin, rölativite teorisi veya atom teorisi gibi ispatlanmış bir teori olduğu olduğunu iddia etmişlerdir.
Oysa bu, BÜYÜK BİR ALDATMACADIR
Rölativite teorisi, pek çok bulgu ve deney ile ispatlanmıştır. Atom teorisi, aynı şekilde ispatlıdır ve sürekli olarak yeni desteklenmekte ve güncellenmektedir. FAKAT EVRİM TEORİSİ, şu an içinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda, TARİHİN EN BÜYÜK BİLİM SAHTEKARLIĞI ünvanına sahiptir.


Çünkü evrim teorisi İSPATSIZDIR. Durumu, Darwin’in teoriyi ortaya attığı zamandan bile kötüdür. Darwin’den sonra gelişen bilim, Darwin’i de, bu teorinin sonraki savunucularını da ciddi şekilde küçük düşürmüştür. Ergi Deniz Özsoy’un teoriye destek olarak göstermeye çalıştığı GENETİK BİLİMİ, aslında PALEONTOLOJİDEN SONRA, DARWİN’İN EVRİM TEORİSİNİ TAMAMEN ÇÖKÜŞE UĞRATAN EN ÖNEMLİ İKİNCİ BİLİM DALIDIR. Muhteşem moleküler yapıların varlığı, hatta tek başına hücrenin kompleks varlığı, henüz daha hayatın kökenini açıklayamaz duruma getirmiştir Darwinistleri. 
DARWİNİSTLERİN PANİĞİ İŞTE BUNDANDIR



Her yeni bulunan fosilde evrim teorisi bir kere daha çökmektedir. Çünkü ARA FOSİL YOKTUR. Canlılar evrimleşmediklerinden, Darwinistlerin aradıkları ara fosilin bulunması da imkansızdır. Genetik bilimindeki her ilerleme evrim teorisini yepyeni zorlukların içine sokar. Bilimsel gelişmeler, şu an bilinen ispatlı teorileri bir kademe yukarı yükseltirken, evrim teorisi her bilimsel yenilikte bir kat daha çöküşe uğramaktadır.


Bunun tek sebebi evrim teorisinin bir aldatmaca olmasıdır.


İspatlanmış bilim teorilerinin tamamının ortak noktası, ortaya çıkan bilimsel delillerin apaçık olması, itiraza mahal olmadan herkesçe açıkça görülmesi ve buna dayanarak söz konusu teorilerin herkesçe kabul edilmesidir. Fakat Darwinizm böyle değildir. Darwinizm’e inananların gerekçesi ideolojiktir, bilim değildir.


Darwinizm’in hiçbir bilimsel delili olmamasına rağmen halen ısrarla gündemde tutulmasının, devlet kanunlarıyla dayatma şeklinde okutulmasının ve Darwinist diktatörlük tarafından korunmasının tek sebebi, DARWİNİZM’İN KÖHNE BİR İNANÇ, SAPKIN BİR DİN OLMASIDIR.

29 Mayıs 2010 Cumartesi


Darwinizmi savunan bazı sözde din alimleri, maymun ve domuz gibi olacaklardır


Ümmetimin içinde korkunç olaylar olur da İNSANLAR SIĞINMAK İÇİN ALİMLERİNİN YANINA DÖNÜP GELİRLER VE BİRDENBİRE ONLARIN MAYMUN VE DOMUZ OLDUKLARINI GÖRÜRLER.
(İmam Şarani, Ölüm Kıyamet Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri Muhtasaru Tezkiretil Kurtubi, s. 470)

Ahir zamanda bir kısım sözde din alimleri Darwinizm'i savunacak ve kendilerinin evrimle oluştuklarına inanacaklardır. Kendilerinin maymun; yani bir nevi hayvan olduklarını iddia ettikleri için, Peygamberimiz (sav) de bu kimseleri ‘maymun’ olarak nitelendirmiş; ‘maymunlar gibi olacaklarını’ haber vermiştir.

Hadiste ayrıca bazı sözde din alimlerinin de, ‘domuz gibi inatçı, katı, sevgisiz, saldırgan, her bulduğunu yiyen, şefkatsiz ve ruhsuz olacaklarına’ işaret edilmiştir.

28 Mayıs 2010 Cuma

HİÇBİR DARWİNİST, GERÇEKTE DARWİNİST DEĞİLDİR






Doğadaki mükemmellikler, simetri, komplekslik, uyum, düzen, detay, çeşit ve ihtişam ancak bir Akılla var olabilir. Ancak üstün bir Akıl arıya petek yapma becerisini, sineğe saniyede bin kere kanat çırpma yeteneğini verebilir. Ancak üstün bir Akıl gözle görülmeyen tek bir hücrenin içine tüm teknolojik detayları, fabrikaları, enerji santralleri ile koskoca bir şehri yerleştirebilir. Ancak ve ancak üstün bir Akıl vücudumuzda trilyonlarcası bulunan ve durmaksızın üretilen proteini; binlerce kişinin aklı, imkanları, bilgi ve becerisi ile dahi üretilemeyecek kadar kompleks ve üstün özelliklerdeki hücreyi yaratır. Bu üstün Aklın yüceliğini görüp takdir edebilelim diye detaylar var edilmiştir.


Tüm evrende üstün bir Aklın varlığı çok açıktır. Allah, Yüce Aklını her şeyde, her an durmaksızın bize gösterir. Özellikle bilim adamları bunu çok daha yakından, çok daha açık görebilmektedirler. Bu nedenle hiçbir Darwinist, aslında gerçekten Darwinist değildir. Darwinistlerin tümü, bir hücredeki aklın tesadüfen var olamayacağını elbette ki bilirler. Doğadaki canlıların da tesadüfen var olmadıklarının elbette ki farkındadırlar. Onları bu gerçeğe ikna etmeye çalışmanın çok fazla bir anlamı yoktur. Onlar zaten evrimin mantıksız izahlarına gerçekte inanmamaktadırlar. Aklı başında bir insan için, bu mümkün değildir.


Bazı insanları, örneklerini saydığımız bütün bu mantıksızlıklara bağımlı kılan, pençesine düştükleri Darwinist ideolojidir. Sümer ve eski Mısır döneminden beri yalnızca Allah’ın apaçık olan varlığını inkar edebilmek için (Allah'ı tenzih ederiz) geliştirilmiş olan sapkın evrim teorisi, şu anda da yalnızca bu amaç için vardır. Böylesine mantıksız bir teorinin başka bir sebeple savunulması, başka bir sebeple bir dikta idaresi şeklinde toplumlara dayatılması hiçbir şekilde mümkün değildir.


Fakat kimi zaman Darwinizm tehlikesinin tam olarak farkında olmayan, Darwinist diktatörlüğün baskısı altında ezilen, işinden ve kariyerinden olmayı göze alamayan, çevresindeki insanların tümü inandığı için evrime inanıyor gibi gözükmek zorunda kalan insanlar da olabilmektedir. Eğer bir insan, gerçekten vicdanlıysa ve vicdanının kendisine doğru olanı gösterdiğini biliyorsa, içinde bulunduğu bu hatadan bir an önce dönmelidir. Hatadan dönmek için hiçbir zaman geç değildir.


Söz konusu tartışma programlarında ve buradaki yazılarda da asıl gösterilmek istenen şey zaten budur: Bilimin gösterdiği gerçek, Allah’ın Yüce sanatıdır. İnsanlar, bu önemli gerçeğe inanmaya davet edilmektedirler. Bu gerçeği görmek insanlara büyük bir huzur, mutluluk ve nimet getirecektir. İnsanları bilimi daha iyi anlamaya, daha detaylı incelemeye sevk edecektir. Bilimin getirdiği gerçekler de Allah’ın yaratmasının nasıl tecelli ettiğini görmelerini sağlayacaktır. Allah sevgisiyle, Allah aşkıyla yapılan bilim, bir güzellik, şevk ve mutluluk kaynağı olacaktır.


Allah, yoktan var edendir. En yüce isimler O’nundur. Kuşkusuz ki Yüce Allah’ın, bizim zikrimize, övgümüze ve imanımıza ihtiyacı yoktur (Allah’ı tenzih ederiz). O, övülmüştür, yücedir. Rabbimizi övüp yüceltmeye, O’na inanıp O’nu zikretmeye ihtiyacı olan yalnızca insandır. Dolayısıyla Allah’a karşı büyüklenme, yalnızca insanın kendi aleyhine bir çabadır. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:


"Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8)
Rabbimiz başka ayetlerinde ise şöyle bildirmektedir.


Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 64-65)

24 Mayıs 2010 Pazartesi

MODERN BİLİMİN İSLAMİ KÖKENLERİ


14 asır önce Allah tüm insanlığa bir yol gösterici olmak üzere Kuran'ı indirdiğinde Araplar, batıl inançlara sahip bir cahiliye kavmi idi. Kuran'ın ışığı sayesinde bu batıl inançlardan kurtuldular ve aklın yolunu izlemeye başladılar. İslam'la birlikte medeniyeti öğrendiler. Sadece Araplar değil İslam'ı kabul eden tüm topluluklar cahiliye devrinin karanlığından sıyrılıp, aydınlandılar. Bunun sonucunda, İslamiyet'in ilk dönemlerinde, dünya tarihinde görülmüş en etkileyici gelişmelerden biri yaşandı. Daha önceden tek bir kenti bile uyum içinde yönetmeyi başaramayan Araplar Afrika'dan Orta Asya'ya kadar uzanan bir dünya imparatorluğunun yöneticileri haline geldiler.


Bu imparatorluğun en önemli yanlarından biri tarihte o güne kadar eşi görülmemiş bir bilimsel aşama kaydetmiş olmasıydı. Avrupa'nın Ortaçağ karanlığını yaşadığı bir dönemde İslam dünyası muhteşem bir bilimsel miras oluşturdu. Tıp, cebir, geometri ve hatta sosyoloji dünyada ilk defa sistematik bir biçimde İslam medeniyeti içinde gelişti.


İslam coğrafyasındaki büyük dini eğitim merkezleri aynı zamanda bilginin ve bilimsel gelişmenin de merkezleriydi. Bu tür çalışmaların yapıldığı bilim merkezleri, binlerce okul-caminin yapıldığı Abbasiler döneminde (750–1258) başladı. 10. yüzyılda Bağdat'ta medrese adı verilen 300 tane okul, 14. yüzyıl başlarında ise İskenderiye'de 12 bin öğrenci yaşıyordu. Medreselerde çoğu kadın olan öğretmenler vardı. Bunların bir bölümü tüm gün, bir bölümü ise yarım gün öğretmenlik yapıyordu. Öğrenciler arasında zengin-fakir ayrımı yapılmadan aynı eğitim veriliyordu. Kütüphanelerin zenginleşmesine önem veriliyor ve yabancı kaynaklar da temin ediliyordu.


En ünlü medreseler Bağdat'taki Beyt'ül Hikme (820) ve Kahire'deki Dar'ül İlm (998) idi. Bugün de varlığını sürdüren El-Ezher (969) gibi üniversiteler Avrupa'daki benzerlerinden çok daha önce kuruldu. O dönemde İslam dünyası, dünyadaki ilk üniversiteleri hatta ilk hastaneleri inşa etmişti.

Ortadoğu'nun Bilimsel Rönesansı


Bu gerçekler, genellikle zihinlerinde bambaşka bir İslam portresi taşıyan günümüzün batılılarına şaşırtıcı gelebilir. Söz konusu yanlış portre İslam medeniyetinin tarihini bilmemekten kaynaklanır. Bu bilgisizlikten ve önyargılardan kurtulanlarsa İslam'ın bilim dünyasına yaptığı öncülüğü kabul etmektedirler. Bu sağduyulu tavrın örneklerinden biri yakın zamanda ünlü televizyon kanalı PBS tarafından çekilen "İnanç İmparatorluğu: İslam" adlı belgesel filmdir. Belgeselin yorumcusu aynen şunları söyler:


"Tarihin akışı içinde, İslam medeniyeti insanlığın en büyük başarılarından biri olmuştur… Batı için İslam tarihinin büyük kısmı bir yanlış anlama ve korku örtüsünün arkasında karartılmıştır. Bununla beraber İslam'ın saklı tarihi derinden ve şaşırtıcı bir biçimde Batı medeniyetiyle birlikte örülmüştür. Leonardo da Vinci'nin doğumundan 600 yıl önce Rönesans'ın tohumlarını eken Müslüman bilim adamlarıydı. Hastalıkları tedavi etme yöntemlerimizden, sayı saymada kullandığımız rakamlara kadar dünya çevresindeki kültürler İslam medeniyeti tarafından şekillendirilmiştir."
(Jonathan Grupper (series writer), Islam: Empire of Faith, A Documentary by Gardner Films, in association with PBS, 2001)


Liberal Amerikan medyasının tanınmış isimlerinden George Rafael internet üzerinden yayımlanan bir makalesinde şöyle yazmaktadır:


"Batı, cebirden ve kahveden gitara, optikten üniversiteye dek birçok şeyi Hilal'in insanlarına borçludur. Bin yıl önce, Batı karanlıkla örtülmüşken, İslam altın çağını yaşıyordu. Londra barbar bir bataklık iken Müslüman Kordoba'nın sokakları ışıl ışıldı, York'tan Viyana'ya kadar planlı katliamlar yaşanırken (Endülüs yönetimindeki) Toledo'da dini hoşgörü vardı. Klasik mirasımızın muhafızları olan Araplar bizim Rönesansımızın ebeveynleriydiler. Onların etkisi -her ne kadar yabancıymış gibi görünse de- daima bizimle beraber olmuştur, kah bir fincan sıcak kahveyle kah bilgisayar programlarındaki logaritmayla."
(George Rafael "A is for Arabs", Jan. 8, 2002)

İslam'ın Açık Fikirliliği


Müslümanların bu şekilde, bilimsel gelişmelere liderlik etmelerine vesile olan Kuran'ın taşıdığı üstün hikmetlerdir. Bu hikmetler insanların çevresini inceleme ve onlardaki üstün tasarımı anlama fikrine yol göstermektedir. Allah'ın Kuran'da insanlara bildirdiği bir başka hikmet ise bireyler ve toplumlar arasındaki engelleri kaldıran hoşgörü ve açık fikirliliktir. Bu bakış açısı da Müslümanların tüm kültürel ve sosyal engelleri aşarak dünyaya daha akılcı bakmalarını sağlamaktadır. Allah Kuran'da bunu şu şekilde bildirmektedir.


"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)


İslami ilimlerin yükselişinde, bu açık fikirliliğinin belirgin bir rolü vardır. Çağımızın en büyük İslam alimlerinden biri olan Seyyid Hüsseyin Nasr'a göre "İslami bilim insanlık tarihinde gerçekten uluslararası yapıda olan ilk bilimdir."
(Quoted in Weiss and Green, p. 187)


Şunu da eklemek gerekir ki Müslümanlar sadece diğer kültürlerle işbirliği yapmakla kalmamış aynı zamanda üstün özellikler taşıyan Kuran ahlakını da tüm insanlar arasında tanıtmış ve anlatmışlardır. Bilimsel alanlarda sayısız gelişmeye öncü olan Müslüman bilim adamlarının ortaya attığı birçok teori, aynı dönemdeki pek çok kültüre de ilham kaynağı olmuştur. Ortadoğu tarihinde tanınmış bir uzman olan Prof. Dr. Bernard Lewis bunu şöyle açıklar:


"İslami bilimlerin Ortaçağ'da gösterdiği başarı ne Grek öğretisini muhafaza etmekle sınırlandırılabilir, ne de daha eski ve daha uzak olan Doğu külliyatına temas etmekle. Ortaçağ İslam alimlerinin modern dünyaya devrettiği bu miras, İslam alimlerinin kendi çabaları ve katkılarıyla zenginleştirilmiştir. Grek bilimi teorik olmaya yatkınken Ortadoğu'nun Ortaçağ bilimi tıp, kimya, astronomi ve ziraat gibi çok daha pratik alanlardaydı."
(Bernard Lewis, The Middle East, 1998, p. 266)


Tüm bu tarihsel gerçekler, İslam'ın, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (sav) vahyedildiği andan itibaren, insanlığı doğruya, gerçeğe, güzele götüren en parlak ışık olduğunu göstermektedir. Kuran ahlakıyla yücelen Müslümanlar, gittikleri her yere hoşgörü, akıl, bilim, sanat, estetik, temizlik ve refah götürmüşlerdir. Avrupa, koyu bir bağnazlık ve barbarlık içinde iken, İslam dünyası, dünyanın en modern ve en çağdaş uygarlığı olmuştur. Sonradan gelişecek olan Avrupa medeniyetinin temelinde de, İslam dünyasından öğrendikleri bütün bu değerlerin çok büyük bir rolü vardır.


Bugünün Müslümanları hiçbir zaman unutmamalıdırlar ki, dünyanın en görkemli medeniyetlerinden birinin ve bunu sıfırdan inşa eden kutsal, şanlı ve şerefli bir inancın temsilcileridirler.


Bu inancın kaynağı olan Kuran'ı Kerim ise, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran en büyük yol göstericidir. Allah'ın Peygamber Efendimiz (sav)'e bildirdiği gibi:


"Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik." (İbrahim Suresi, 1)