.

30 Mayıs 2010 Pazar

EVRİM BİR TEORİ DEĞİL, YÜZYILIN EN BÜYÜK KİTLE ALDATMACASIDIR



14 Ağustos 2009 tarihinde Habertürk kanalında yayınlanan Sansürsüz programında katılımcı Darwinistler, evrimin bir teori olduğunu ve şu an kabul edilmiş diğer teoriler gibi kabul edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Teori kavramını açıklarken, bilimin “dilinden hipotezler kullanarak ve çeşitli yasalarla ispatlanan şey” olduğunu belirtmişler ve bu açıklamayı esas alarak, evrimin, rölativite teorisi veya atom teorisi gibi ispatlanmış bir teori olduğu olduğunu iddia etmişlerdir.
Oysa bu, BÜYÜK BİR ALDATMACADIR
Rölativite teorisi, pek çok bulgu ve deney ile ispatlanmıştır. Atom teorisi, aynı şekilde ispatlıdır ve sürekli olarak yeni desteklenmekte ve güncellenmektedir. FAKAT EVRİM TEORİSİ, şu an içinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda, TARİHİN EN BÜYÜK BİLİM SAHTEKARLIĞI ünvanına sahiptir.


Çünkü evrim teorisi İSPATSIZDIR. Durumu, Darwin’in teoriyi ortaya attığı zamandan bile kötüdür. Darwin’den sonra gelişen bilim, Darwin’i de, bu teorinin sonraki savunucularını da ciddi şekilde küçük düşürmüştür. Ergi Deniz Özsoy’un teoriye destek olarak göstermeye çalıştığı GENETİK BİLİMİ, aslında PALEONTOLOJİDEN SONRA, DARWİN’İN EVRİM TEORİSİNİ TAMAMEN ÇÖKÜŞE UĞRATAN EN ÖNEMLİ İKİNCİ BİLİM DALIDIR. Muhteşem moleküler yapıların varlığı, hatta tek başına hücrenin kompleks varlığı, henüz daha hayatın kökenini açıklayamaz duruma getirmiştir Darwinistleri. 
DARWİNİSTLERİN PANİĞİ İŞTE BUNDANDIR



Her yeni bulunan fosilde evrim teorisi bir kere daha çökmektedir. Çünkü ARA FOSİL YOKTUR. Canlılar evrimleşmediklerinden, Darwinistlerin aradıkları ara fosilin bulunması da imkansızdır. Genetik bilimindeki her ilerleme evrim teorisini yepyeni zorlukların içine sokar. Bilimsel gelişmeler, şu an bilinen ispatlı teorileri bir kademe yukarı yükseltirken, evrim teorisi her bilimsel yenilikte bir kat daha çöküşe uğramaktadır.


Bunun tek sebebi evrim teorisinin bir aldatmaca olmasıdır.


İspatlanmış bilim teorilerinin tamamının ortak noktası, ortaya çıkan bilimsel delillerin apaçık olması, itiraza mahal olmadan herkesçe açıkça görülmesi ve buna dayanarak söz konusu teorilerin herkesçe kabul edilmesidir. Fakat Darwinizm böyle değildir. Darwinizm’e inananların gerekçesi ideolojiktir, bilim değildir.


Darwinizm’in hiçbir bilimsel delili olmamasına rağmen halen ısrarla gündemde tutulmasının, devlet kanunlarıyla dayatma şeklinde okutulmasının ve Darwinist diktatörlük tarafından korunmasının tek sebebi, DARWİNİZM’İN KÖHNE BİR İNANÇ, SAPKIN BİR DİN OLMASIDIR.

29 Mayıs 2010 Cumartesi


Darwinizmi savunan bazı sözde din alimleri, maymun ve domuz gibi olacaklardır


Ümmetimin içinde korkunç olaylar olur da İNSANLAR SIĞINMAK İÇİN ALİMLERİNİN YANINA DÖNÜP GELİRLER VE BİRDENBİRE ONLARIN MAYMUN VE DOMUZ OLDUKLARINI GÖRÜRLER.
(İmam Şarani, Ölüm Kıyamet Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri Muhtasaru Tezkiretil Kurtubi, s. 470)

Ahir zamanda bir kısım sözde din alimleri Darwinizm'i savunacak ve kendilerinin evrimle oluştuklarına inanacaklardır. Kendilerinin maymun; yani bir nevi hayvan olduklarını iddia ettikleri için, Peygamberimiz (sav) de bu kimseleri ‘maymun’ olarak nitelendirmiş; ‘maymunlar gibi olacaklarını’ haber vermiştir.

Hadiste ayrıca bazı sözde din alimlerinin de, ‘domuz gibi inatçı, katı, sevgisiz, saldırgan, her bulduğunu yiyen, şefkatsiz ve ruhsuz olacaklarına’ işaret edilmiştir.

28 Mayıs 2010 Cuma

HİÇBİR DARWİNİST, GERÇEKTE DARWİNİST DEĞİLDİR






Doğadaki mükemmellikler, simetri, komplekslik, uyum, düzen, detay, çeşit ve ihtişam ancak bir Akılla var olabilir. Ancak üstün bir Akıl arıya petek yapma becerisini, sineğe saniyede bin kere kanat çırpma yeteneğini verebilir. Ancak üstün bir Akıl gözle görülmeyen tek bir hücrenin içine tüm teknolojik detayları, fabrikaları, enerji santralleri ile koskoca bir şehri yerleştirebilir. Ancak ve ancak üstün bir Akıl vücudumuzda trilyonlarcası bulunan ve durmaksızın üretilen proteini; binlerce kişinin aklı, imkanları, bilgi ve becerisi ile dahi üretilemeyecek kadar kompleks ve üstün özelliklerdeki hücreyi yaratır. Bu üstün Aklın yüceliğini görüp takdir edebilelim diye detaylar var edilmiştir.


Tüm evrende üstün bir Aklın varlığı çok açıktır. Allah, Yüce Aklını her şeyde, her an durmaksızın bize gösterir. Özellikle bilim adamları bunu çok daha yakından, çok daha açık görebilmektedirler. Bu nedenle hiçbir Darwinist, aslında gerçekten Darwinist değildir. Darwinistlerin tümü, bir hücredeki aklın tesadüfen var olamayacağını elbette ki bilirler. Doğadaki canlıların da tesadüfen var olmadıklarının elbette ki farkındadırlar. Onları bu gerçeğe ikna etmeye çalışmanın çok fazla bir anlamı yoktur. Onlar zaten evrimin mantıksız izahlarına gerçekte inanmamaktadırlar. Aklı başında bir insan için, bu mümkün değildir.


Bazı insanları, örneklerini saydığımız bütün bu mantıksızlıklara bağımlı kılan, pençesine düştükleri Darwinist ideolojidir. Sümer ve eski Mısır döneminden beri yalnızca Allah’ın apaçık olan varlığını inkar edebilmek için (Allah'ı tenzih ederiz) geliştirilmiş olan sapkın evrim teorisi, şu anda da yalnızca bu amaç için vardır. Böylesine mantıksız bir teorinin başka bir sebeple savunulması, başka bir sebeple bir dikta idaresi şeklinde toplumlara dayatılması hiçbir şekilde mümkün değildir.


Fakat kimi zaman Darwinizm tehlikesinin tam olarak farkında olmayan, Darwinist diktatörlüğün baskısı altında ezilen, işinden ve kariyerinden olmayı göze alamayan, çevresindeki insanların tümü inandığı için evrime inanıyor gibi gözükmek zorunda kalan insanlar da olabilmektedir. Eğer bir insan, gerçekten vicdanlıysa ve vicdanının kendisine doğru olanı gösterdiğini biliyorsa, içinde bulunduğu bu hatadan bir an önce dönmelidir. Hatadan dönmek için hiçbir zaman geç değildir.


Söz konusu tartışma programlarında ve buradaki yazılarda da asıl gösterilmek istenen şey zaten budur: Bilimin gösterdiği gerçek, Allah’ın Yüce sanatıdır. İnsanlar, bu önemli gerçeğe inanmaya davet edilmektedirler. Bu gerçeği görmek insanlara büyük bir huzur, mutluluk ve nimet getirecektir. İnsanları bilimi daha iyi anlamaya, daha detaylı incelemeye sevk edecektir. Bilimin getirdiği gerçekler de Allah’ın yaratmasının nasıl tecelli ettiğini görmelerini sağlayacaktır. Allah sevgisiyle, Allah aşkıyla yapılan bilim, bir güzellik, şevk ve mutluluk kaynağı olacaktır.


Allah, yoktan var edendir. En yüce isimler O’nundur. Kuşkusuz ki Yüce Allah’ın, bizim zikrimize, övgümüze ve imanımıza ihtiyacı yoktur (Allah’ı tenzih ederiz). O, övülmüştür, yücedir. Rabbimizi övüp yüceltmeye, O’na inanıp O’nu zikretmeye ihtiyacı olan yalnızca insandır. Dolayısıyla Allah’a karşı büyüklenme, yalnızca insanın kendi aleyhine bir çabadır. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:


"Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8)
Rabbimiz başka ayetlerinde ise şöyle bildirmektedir.


Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 64-65)

24 Mayıs 2010 Pazartesi

MODERN BİLİMİN İSLAMİ KÖKENLERİ


14 asır önce Allah tüm insanlığa bir yol gösterici olmak üzere Kuran'ı indirdiğinde Araplar, batıl inançlara sahip bir cahiliye kavmi idi. Kuran'ın ışığı sayesinde bu batıl inançlardan kurtuldular ve aklın yolunu izlemeye başladılar. İslam'la birlikte medeniyeti öğrendiler. Sadece Araplar değil İslam'ı kabul eden tüm topluluklar cahiliye devrinin karanlığından sıyrılıp, aydınlandılar. Bunun sonucunda, İslamiyet'in ilk dönemlerinde, dünya tarihinde görülmüş en etkileyici gelişmelerden biri yaşandı. Daha önceden tek bir kenti bile uyum içinde yönetmeyi başaramayan Araplar Afrika'dan Orta Asya'ya kadar uzanan bir dünya imparatorluğunun yöneticileri haline geldiler.


Bu imparatorluğun en önemli yanlarından biri tarihte o güne kadar eşi görülmemiş bir bilimsel aşama kaydetmiş olmasıydı. Avrupa'nın Ortaçağ karanlığını yaşadığı bir dönemde İslam dünyası muhteşem bir bilimsel miras oluşturdu. Tıp, cebir, geometri ve hatta sosyoloji dünyada ilk defa sistematik bir biçimde İslam medeniyeti içinde gelişti.


İslam coğrafyasındaki büyük dini eğitim merkezleri aynı zamanda bilginin ve bilimsel gelişmenin de merkezleriydi. Bu tür çalışmaların yapıldığı bilim merkezleri, binlerce okul-caminin yapıldığı Abbasiler döneminde (750–1258) başladı. 10. yüzyılda Bağdat'ta medrese adı verilen 300 tane okul, 14. yüzyıl başlarında ise İskenderiye'de 12 bin öğrenci yaşıyordu. Medreselerde çoğu kadın olan öğretmenler vardı. Bunların bir bölümü tüm gün, bir bölümü ise yarım gün öğretmenlik yapıyordu. Öğrenciler arasında zengin-fakir ayrımı yapılmadan aynı eğitim veriliyordu. Kütüphanelerin zenginleşmesine önem veriliyor ve yabancı kaynaklar da temin ediliyordu.


En ünlü medreseler Bağdat'taki Beyt'ül Hikme (820) ve Kahire'deki Dar'ül İlm (998) idi. Bugün de varlığını sürdüren El-Ezher (969) gibi üniversiteler Avrupa'daki benzerlerinden çok daha önce kuruldu. O dönemde İslam dünyası, dünyadaki ilk üniversiteleri hatta ilk hastaneleri inşa etmişti.

Ortadoğu'nun Bilimsel Rönesansı


Bu gerçekler, genellikle zihinlerinde bambaşka bir İslam portresi taşıyan günümüzün batılılarına şaşırtıcı gelebilir. Söz konusu yanlış portre İslam medeniyetinin tarihini bilmemekten kaynaklanır. Bu bilgisizlikten ve önyargılardan kurtulanlarsa İslam'ın bilim dünyasına yaptığı öncülüğü kabul etmektedirler. Bu sağduyulu tavrın örneklerinden biri yakın zamanda ünlü televizyon kanalı PBS tarafından çekilen "İnanç İmparatorluğu: İslam" adlı belgesel filmdir. Belgeselin yorumcusu aynen şunları söyler:


"Tarihin akışı içinde, İslam medeniyeti insanlığın en büyük başarılarından biri olmuştur… Batı için İslam tarihinin büyük kısmı bir yanlış anlama ve korku örtüsünün arkasında karartılmıştır. Bununla beraber İslam'ın saklı tarihi derinden ve şaşırtıcı bir biçimde Batı medeniyetiyle birlikte örülmüştür. Leonardo da Vinci'nin doğumundan 600 yıl önce Rönesans'ın tohumlarını eken Müslüman bilim adamlarıydı. Hastalıkları tedavi etme yöntemlerimizden, sayı saymada kullandığımız rakamlara kadar dünya çevresindeki kültürler İslam medeniyeti tarafından şekillendirilmiştir."
(Jonathan Grupper (series writer), Islam: Empire of Faith, A Documentary by Gardner Films, in association with PBS, 2001)


Liberal Amerikan medyasının tanınmış isimlerinden George Rafael internet üzerinden yayımlanan bir makalesinde şöyle yazmaktadır:


"Batı, cebirden ve kahveden gitara, optikten üniversiteye dek birçok şeyi Hilal'in insanlarına borçludur. Bin yıl önce, Batı karanlıkla örtülmüşken, İslam altın çağını yaşıyordu. Londra barbar bir bataklık iken Müslüman Kordoba'nın sokakları ışıl ışıldı, York'tan Viyana'ya kadar planlı katliamlar yaşanırken (Endülüs yönetimindeki) Toledo'da dini hoşgörü vardı. Klasik mirasımızın muhafızları olan Araplar bizim Rönesansımızın ebeveynleriydiler. Onların etkisi -her ne kadar yabancıymış gibi görünse de- daima bizimle beraber olmuştur, kah bir fincan sıcak kahveyle kah bilgisayar programlarındaki logaritmayla."
(George Rafael "A is for Arabs", Jan. 8, 2002)

İslam'ın Açık Fikirliliği


Müslümanların bu şekilde, bilimsel gelişmelere liderlik etmelerine vesile olan Kuran'ın taşıdığı üstün hikmetlerdir. Bu hikmetler insanların çevresini inceleme ve onlardaki üstün tasarımı anlama fikrine yol göstermektedir. Allah'ın Kuran'da insanlara bildirdiği bir başka hikmet ise bireyler ve toplumlar arasındaki engelleri kaldıran hoşgörü ve açık fikirliliktir. Bu bakış açısı da Müslümanların tüm kültürel ve sosyal engelleri aşarak dünyaya daha akılcı bakmalarını sağlamaktadır. Allah Kuran'da bunu şu şekilde bildirmektedir.


"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)


İslami ilimlerin yükselişinde, bu açık fikirliliğinin belirgin bir rolü vardır. Çağımızın en büyük İslam alimlerinden biri olan Seyyid Hüsseyin Nasr'a göre "İslami bilim insanlık tarihinde gerçekten uluslararası yapıda olan ilk bilimdir."
(Quoted in Weiss and Green, p. 187)


Şunu da eklemek gerekir ki Müslümanlar sadece diğer kültürlerle işbirliği yapmakla kalmamış aynı zamanda üstün özellikler taşıyan Kuran ahlakını da tüm insanlar arasında tanıtmış ve anlatmışlardır. Bilimsel alanlarda sayısız gelişmeye öncü olan Müslüman bilim adamlarının ortaya attığı birçok teori, aynı dönemdeki pek çok kültüre de ilham kaynağı olmuştur. Ortadoğu tarihinde tanınmış bir uzman olan Prof. Dr. Bernard Lewis bunu şöyle açıklar:


"İslami bilimlerin Ortaçağ'da gösterdiği başarı ne Grek öğretisini muhafaza etmekle sınırlandırılabilir, ne de daha eski ve daha uzak olan Doğu külliyatına temas etmekle. Ortaçağ İslam alimlerinin modern dünyaya devrettiği bu miras, İslam alimlerinin kendi çabaları ve katkılarıyla zenginleştirilmiştir. Grek bilimi teorik olmaya yatkınken Ortadoğu'nun Ortaçağ bilimi tıp, kimya, astronomi ve ziraat gibi çok daha pratik alanlardaydı."
(Bernard Lewis, The Middle East, 1998, p. 266)


Tüm bu tarihsel gerçekler, İslam'ın, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (sav) vahyedildiği andan itibaren, insanlığı doğruya, gerçeğe, güzele götüren en parlak ışık olduğunu göstermektedir. Kuran ahlakıyla yücelen Müslümanlar, gittikleri her yere hoşgörü, akıl, bilim, sanat, estetik, temizlik ve refah götürmüşlerdir. Avrupa, koyu bir bağnazlık ve barbarlık içinde iken, İslam dünyası, dünyanın en modern ve en çağdaş uygarlığı olmuştur. Sonradan gelişecek olan Avrupa medeniyetinin temelinde de, İslam dünyasından öğrendikleri bütün bu değerlerin çok büyük bir rolü vardır.


Bugünün Müslümanları hiçbir zaman unutmamalıdırlar ki, dünyanın en görkemli medeniyetlerinden birinin ve bunu sıfırdan inşa eden kutsal, şanlı ve şerefli bir inancın temsilcileridirler.


Bu inancın kaynağı olan Kuran'ı Kerim ise, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran en büyük yol göstericidir. Allah'ın Peygamber Efendimiz (sav)'e bildirdiği gibi:


"Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik." (İbrahim Suresi, 1)

14 Nisan 2010 Çarşamba

DİĞER BÖLÜMLER

DARWINİST ALDATMACALARDAN SADECE BİRİ: ENDOSİMBİYOZ
http://darwinistaldatmacalar-adnanoktar.blogspot.com/


HİÇBİR ORGANİZMA BİR DİĞERİNİN "ATASI" DEĞİLDİR
http://evrimselbagyoktur-adnanoktar.blogspot.com/


"ARA FOSİL VAR" ALDATMACASINA DİKKAT
http://arafosilvar-aldatmacasi-adnanoktar.blogspot.com/


MUTASYONLARA BEL BAĞLAYAN DARWINİST ZİHNİYET, GELECEK NESİLLERİN EGLENCESİ OLACAKTIR
http://mutasyonaldatmacasi-adnanoktar.blogspot.com/


CANLILIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI HAKKINDA DARWINİST YANILGILAR
http://canliliknasilolustu-adnanoktar.blogspot.com/


"MAYMUNDAN GELMEDİK, ORTAK ATAMIZ VAR" ALDATMACASI HALEN DEVAM EDİYOR
http://ortakataaldatmacasi-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİST DEMAGOJİNİN BİR PARÇASI: YARATILIŞI İSPAT EDEN BİLİMSEL DELİLLERİ GÖRMEZDEN GELMEK
http://darwinistdemagojiyecevap-adnanoktar.blogspot.com/


HALKA 'BİLİM ADAMI' DİYE TANITILAN CHARLES DARWIN'İN GERÇEK YÜZÜ
http://charlesdarwingercegi-adnanoktar.blogspot.com/


ERGİ DENİZ ÖZSOY'A KAMBRİYEN PATLAMASI HAKKINDA KISA BİR BİLGİ
http://kambriyenpatlamasi-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİSTLERİN TESADÜF İDDİALARINDAN DUYDUKLARI BÜYÜK UTANÇ
http://tesadufiddiasinacevap-adnanoktar.blogspot.com/


EVRİM BİR TEORİ DEĞİL, YÜZYILIN EN BÜYÜK KİTLE ALDATMACASIDIR
http://evrim-kitlealdatmacasi.blogspot.com/


DARWINİSTLERİN ŞUURLU DAKTİLO ALDATMACASI
http://daktiloaldatmacasinacevap-adnanoktar.blogspot.com/


DARWİNİSTLERİN ARA FOSİL İLE İLGİLİ ÇARPITMALARINA CEVAPLAR
http://arafosiliddiasina-cevap-adnanoktar.blogspot.com/


VİRÜSLER EVRİM GEÇİRMEZ, SAHTE EVRİMİN KANITI DEĞİLDİRLER
http://viruslerevrimgecirmez-adnanoktar.blogspot.com/

11 Nisan 2010 Pazar

DARWINİZM BİLİM DEĞİLDİR, TABİATI İLAH EDİNMİŞ BİR ŞAMAN DİNİDİR!





•Darwinizm türlü hurafeler üzerine kurulmuş eski bir Şaman Dini`dir. Şamanizm`in kökleri ise yaklaşık 50 bin yıl öncesine dayanmaktadır.


•Şamanizm yağmur, şimşek, fırtına, rüzgar, güneş, kar gibi güçlere tapınmayı temel alan bir inanç sistemidir. Darwinizm de doğaya tapınma dinidir; doğayı, ``efsanevi ve esrarengiz güçleri olan`` bir varlık olarak tanımlar. Taşın, toprağın, güneşin, şimşeğin, rüzgarın bir araya gelerek canlılığı meydana getirdiğine iman etmeyi öngörür.



•Şamanlar, kabilelerin, toplulukların, hekimleri, bilgeleri, önderleri, yöneticileri oldukları iddiasındadırlar. Darwinistler de kendilerini bu şekilde tanımlarlar. Şamanlar doğanın sırlarına vakıf olduklarını, gelecekten haberler verdiklerini iddia ederler. Aynı şekilde Darwinistler de maddenin, atomun ve dünyanın sırlarını bildiklerini öne sürer, gelecekte insanın ve doğanın geçireceği hayali değişimi haber vermeye kalkışırlar.



•Astronomi, biyoloji, paleontoloji, fizik, jeoloji, kimya, jeofizik, embriyoloji vb. birer bilimdir. Darwinizm ise bilim değildir, ilkel bir Şaman Dini`dir.


Geçmiş zamanlarda timsaha tapan insanların inanışları ne derece garip ve akıl almazsa günümüzde Darwinistlerin inanışları da aynı derecede akıl almazdır. Darwinistler, tesadüfleri ve cansız şuursuz atomları yaratıcı güç olarak kabul ederler hatta bu inanca, bir dine bağlanır gibi bağlanırlar.



Evrim teorisi ortaya atıldığı günden itibaren pek çok bilim dalında yaşanan gelişmeler, bu teorinin iddialarını birer birer geçersiz kılmıştır. Buna rağmen teori savunulmaya devam etmektedir. Bilimsel bir teori geçersiz olduğu ispat edildiğinde rafa kaldırılır ve tartışma kapanır. Ancak Darwinizm için durum farklıdır. Evrim aleyhinde gösterilen deliller ne kadar güçlü ve kesin olursa olsun, evrimciler bunları görmezden gelmekte, inançlarını şiddetli bir şekilde savunmaya devam etmektedirler.



Ateşe tapınma, yıldızlara tapınma, güneşe tapınma, uzaylılar tarafından yaratıldığını düşünme, bazı hayvanları kutsal saymak nasıl bilimsel değilse Darwinizm de bilimsel değildir. Çünkü bu batıl inanışlar gibi Darwinizm de putları ve sahte ilahları olan bir dindir.


Darwinizm'in putlarından en önemlisi "tesadüf putu"dur. Hangi Darwinist eseri okursanız okuyun, evrimcilerin bu putun gücü(!) ve kabiliyetleri(!) hakkındaki iddialarını görürsünüz. "Tesadüf putu", Darwinizm'in hayat damarıdır, özüdür...



Evrimciler, ``tesadüf putu``nun her yaptığının bir hesap üzerine olduğunu iddia ederler. Onlara göre bu put herşeyi düşünebilir(!), her adımını önceden hesaplayabilir(!).



Evrimciler, garip bir güce inanırlar. Maddeye ilahlık vermektedirler. Maddenin canlıları imal edebileceğine, bir canlının başka bir canlı meydana getirebileceğine iman etmişlerdir. Bilim bunları reddetmektedir ama Darwinistler için bunlar reddedilmez, inanılması gereken gerçeklerdir.



Darwinizm çılgınca, akılsızca hurafeler ve yalanlar üzerine kurulmuş eski bir Şaman Dini`dir. İslam`ın karşısına bu şirk dini getirilmiştir.



Darwinist Şaman Dini`ne göre toprak, su, taş, kaya duyabilir, hissedebilir, koku alabilir, işitebilir, renk algısına sahip olabilir.


Darwinizm dininin özünü, bilime ve akla aykırı olan bu saçma batıl tesadüf inancı oluşturmaktadır. Gerçekte insan aklı, hiçbir kompleks varlığın kendi kendine ve tesadüfen oluşamayacağını, mutlaka bilinçli bir planın ürünü olduğunu anlayabilecek kapasitededir. Ama, tıpkı kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan putperestler gibi, Darwinistler sahte ilahlara inanırlar.


Darwinistlerin kabul ettikleri saçma inanış ile eski putperest kültürlerin inanışları birbirine çok benzemektedir. Putperestler nasıl cansız putların tüm varlıkları yarattıklarına inanıyorlarsa, evrimciler ve materyalistler de yine cansız maddenin birtakım tesadüfler sonucunda tüm canlıları ve kendilerini yarattığına inanmaktadırlar. (Allah'ı tenzih ederiz.)


Öğrencilere biyoloji adı altında Darwinist Şaman Dini öğretilmesi kabul edilemez. Ancak bu dinden arındırılmış bir bilim dalı olarak biyoloji eğitimi gereklidir.

Milletimiz yerli evrimcilerin oyunlarına gülüp geçmektedir. Çünkü iftirayla, saldırıyla evrim ispatlanmaz. Bir delil varsa ortaya konur, böylelikle herkes doğru ile yanlışı kolaylıkla anlayabilir. Aylardır yurdun dört bir yanında devam eden fosil sergileri, canlıların evrim geçirmediklerini ortaya koymuş, milletimiz bilgilendirilmiştir.



Evrimcilerden ise ellerinde fosil varsa sergilemeleri beklenmektedir. Hiç değilse birkaç fosili, Cumhuriyet, Vatan, Hürriyet gibi gazetelerin merkez binalarında veya bahçelerinde veya İstanbul Taksim, Ankara Ulus gibi halkın yoğun olduğu merkezlerde sergilemeleri gerekmektedir. Bunu yapamıyorlarsa evrimi savunmaktan vazgeçmelidirler. Ara fosil yoktur, çünkü böyle bir şeyin olması da imkansızdır.


Bugüne kadar evrimcilerin öne sürdüğü her fosil sahte veya geçersiz çıkmıştır. Örneğin Piltdown Adamı denmiş, sahte çıkmıştır, Nebraska Adamı denmiş, fosilin domuz olduğu anlaşılmıştır, Coelacanth denmiş, normal bir balık olduğu ispat edilmiştir. İnsanın evrimi hikayeleri için gösterilen tüm kafatasları ve kemik parçalarının bugünkü insanlara veya geçmişte yaşamış ancak nesillleri tükenmiş maymun türlerine ait olduğu kanıtlanmıştır.



Darwinist Şaman Dini mensupları gelecekten uydurma haberler verir, insanları etki altında bırakmaya çalışırlar.



İlkçağlardan beri dünyada putperest toplumlar olmuştur. Her dönemde ve her toplumda insanlar kendi kendilerine farklı putlar oluşturmuşlardır. Darwinistler nasıl tesadüfleri ve cansız varlıkları yaratıcı putlar olarak kabul ediyorlarsa, sapkın inanışa sahip toplumlarda da benzer varlıklar put edinilmiştir.



Evrimciler, gerçekte hiç var olmamış varlıklar hayal eder ve bunları usta sanatçılara maket veya resim olarak hazırlatırlar. Ardından bu maket ve resimleri kullanarak evrimin bilimsel bir gerçek olduğuna insanları inandırmaya çalışırlar. Oysa bu materyaller sadece hayal gücünü yansıtır, fosil kayıtlarında böyle canlılar bulunmamaktadır. Gazetelerde, dergilerde ve müzelerde insanlara bu sahte deliller teşhir edilir. Öyle bir noktaya gelinir ki evrimcilerin bizzat kendileri bile ürettikleri bu sahte dellilerin büyüsüne kapılır, Darwinizm dininin, kendi elleriyle yaptıkları bu putlarına inanmaya başlarlar.

Bilimsel Gerçekler ``Darwinist Şaman Dini``nin İddialarını Reddetmektedir



Darwinist Şaman Dinine Göre: İlk canlı kendi kendine oluşmuştur.


Modern Bilime Göre: Canlılık tesadüfen oluşamaz. Değil bir canlı, tek bir hücre, hatta tek bir protein bile tesadüflerle oluşamaz. Bir proteinin tesadüflerle ortaya çıkma ihtimali 10 üzeri 950`de 1`dir. Bu ise pratikte ``sıfır ihtimal`` anlamına gelmektedir.

 

Darwinist Şaman Dinine Göre: Canlılar birbirlerinden türemişlerdir.


Modern Bilime Göre: Canlılar birbirlerinden türeyemezler. Her canlının kendine has özellikleri vardır. Bunların bir başka canlının yavaş yavaş değişmesiyle meydana gelmesi olanaksızdır.




Darwinist Şaman Dinine Göre: Fosiller evrimi desteklemektedir.


Modern Bilime Göre: Fosiller evrimin değil yaratılışın delilidir. Bugüne kadar yaklaşık 100 milyon fosil bulunmuştur. Bunların hepsi tam ve eksiksiz canlılara aittir. Canlıların evrimleştiklerini gösteren hiçbir fosil yoktur.




Darwinist Şaman Dinine Göre: Canlılar mutasyonlarla çeşitlenmiştir.


Modern Bilime Göre: Mutasyonlar canlılığı tahrip ederler. Canlıları çeşitlendirmez; ya öldürür ya da sakat bırakırlar.




Darwinist Şaman Dinine Göre: İnsanlar maymun benzeri varlıklardan türemişlerdir.


Modern Bilime Göre: Maymunlar ve insanlar ayrı canlılardır. Birbirleriyle hiçbir soy bağları yoktur. Fiziksel benzerliklerin yanında çok büyük ve evrimin iddiaları ile açıklanamayacak farklar taşırlar.




Darwinist Şaman Dinine Göre: Doğal seleksiyon bir evrim delilidir.


Modern Bilime Göre: Doğal seleksiyon, doğada var olan sistemin bir parçasıdır. Bir canlıyı evrimleştirmez, yeni canlılar ortaya çıkarmaz.




Evrimcilerden İki Yeni Aldatmaca: Tiktaalik Roseae ve Gogonasus


Birkaç ay önce Kanada'da bulunan ve Tiktaalik roseae adı verilen fosil, evrimin büyük bir delili olarak lanse edilmiştir. Oysa bu canlının pek çok özelliği bir arada barındıran bir 'mozaik canlı' olduğu apaçık ortadadır. Evrimciler, buna rağmen bu canlıyı bir arageçiş türü olarak sunmakta ve hayali çizimlerle sudan karaya geçiş iddiasına delil olduğunu iddia etmektedirler. Günümüzde Avustralya'da yaşayan Platypus da, memeli, sürüngen ve kuş özelliklerini aynı anda üzerinde taşıyan bir mozaik canlıdır ve evrim teorisi için hiçbir yönden delil olarak gösterilemez.



Evrimciler son günlerde yeni bir fosili daha gündeme getirmişler ve yıllardır sürdürdükleri ``tamamlanan eksik halka`` masallarını tekrarlamışlardır. Avustralya`da bulunan ve nesli tükenmiş bir balık türü olduğu apaçık olan Gogonasus isimli yeni fosilin evrim ile hiçbir ilgisi yoktur. Sudan karaya geçiş masalına malzeme yapılmak istenen sözkonusu fosil, karada yaşamla ilgisi olmayan, kusursuz bir balık türüdür. Bu canlı, özellikle yüzgeç kemikleri öne sürülerek evrim delili olarak tanıtılmaktadır. Oysa bugün yaşamakta olan Coelacanth isimli balık da yüzgeçlerinde kemiklere sahiptir, bunların balık tarafından sadece yüzme amaçlı kullanılan, sıradan yüzgeçler olduğu tespit edilmiştir.



Evrimcilerin, iddialarını desteklemek için bulmaları gereken canlılar "ara formlardır". Bunlar, eksik, yarım, işlevini tam göremeyen organlara sahip olan canlılar olmalıdır. Oysa bulunan bu canlıların sahip oldukları organların her biri eksiksiz ve kusursuzdur. Yarı gelişmiş organları yoktur ve başka canlılardan evrimleşmiş olabileceklerine kanıt gösterilebilecek fosil serilerinden yoksundurlar.



Evrimciler artık halkı yalanlarla kandırmayı bırakıp gerçekleri kabul etmelidirler.



Yeryüzünde, çeşitli sebeplerle soyları tükenmiş sayısız canlı türü yaşamıştır. Yanda bir fosili görülen trilobitler de bunlardandır. Evrimcilerin ara fosil gibi gösterdiği tüm fosiller aslında nesli tükenmiş tam ve mükemmel canlılara aittir.



Basında, ``Atamız Tarla Faresi``, ``Atamız Mikrop``, ``Atamız Solucan`` tarzında haberler çok fazla çıkmakta, her seferinde başka bir uydurma haberle kamuoyu aldatılmaya çalışılmaktadır.



Materyalist Menfaat Odakları Yeni Komplolar Peşinde


Son aylarda hem yerli hem de yabancı basın panik halde Darwinizm`in dünya çapında yenilgisini yazmaktadır. Darwinizm`in hezimeti Avrupa masonluğunu ve bazı karanlık güçleri derinden etkilemiş, ateizmin ve materyalizmin yok edilmesi tehlikesine karşı can havli ile yaptıkları bir planı devreye sokmuşlardır. İngiliz ve Fransız locaları ilgili yerlere direktif vermişlerdir. Bu işin kayıtsız şartsız çözüme kavuşturulması için intikam hırsı ile Sabetayist aileler de devreye sokulmakta, bazı kalemler satın alınmakta, vatansever insanlara derin bir komplo hazırlığı yapılmaktadır. Ana hedef Bilim Araştırma Vakfı`dır. Ancak bu çabalardan geçmişte olduğu gibi bugün de bir netice almaları mümkün değildir. Olup bitenden haberdar olan milyonlarca insan vardır. Güneş doğmuştur, ışığı her yeri aydınlatmıştır. Bu aşamadan sonra yapılacak şey gerçekler karşısında teslim olmaktır.



İslam Bilimle Çatışmaz, Pagan Dinlerle Çatışır


İslam dini her türlü bilim dalını ve her türlü ilmi araştırmayı incelemeyi emreder:


... Göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler... (Al-i İmran Suresi, 191)


Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik... (Kaf Suresi, 6)


... Rahman`ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir... (Mülk Suresi, 3)


İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı? (Tarık Suresi, 5)


Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu? Yere; nasıl yayılıp-döşendi? (Ğaşiye Suresi, 17-20)


Şüphesiz, müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 3-4)


Dolayısıyla İslam dini ile bilim arasında bir ayrım olması mümkün değildir. Ancak İslam dini bütün sahte dinlere karşıdır. Ateşe, şeytana, tesadüfe, tabiata, hayvanlara, putlara tapınmaya, yani her türlü pagan dinine karşıdır. Şamanizm de tesadüfe, tabiata, (taşa, toprağa, maddeye, hayvanlara, bitkilere) tapan bir pagan dinidir. İslam dini şamanizme de karşıdır. Darwinizm de bir Şaman dinidir. Bu yüzden Darwinizm ile İslam çatışır.